
Gezi deneyimlerini edebiyatla zenginleştirmeyi sevenlere tavsiyem ise, burayı gezerken Marguerite Yourcenar'ın "Hadrianus'un Anıları" isimli romanını okumaları.. Her ne kadar zamanlar ve mekanlar birebir örtüşmese de, 25 senede itina ve özenle yazılmış bu kitap, Bergama'daki binlerce yıllık kalıntılar arasında gezerken, oradaki yaşamı gözünüzün önünde canlandırmanıza imkan tanıyacak kesinlikle...

Tabii Bergama deyince ilk akla gelen tepenin üzerine kurulu olan, göz kamaştırıcı Pergamon antik kenti oluyor. Her ne kadar ünlü Zeus Tapınağı taş taş yurtdışına götürülmüş ve bugün Berlin'de sergileniyor olsa da, geriye kalanların ihtişamı yine de bir teselli olabilecek kadar etkileyici.

M.Ö. 263 itibariyle Helenistik dünyanın önemli bir merkezi haline gelen Pergamon, Roma İmparatorluğu döneminde de önemini korumaya devam etmiş.


Tepeye bir teleferik ile çıkılıyor. Yakın zamana kadar yürüyerek çıkmak gerekiyormuş, bu teleferik özellikle yaşlı gezginler için çok elverişli olmuş. Ancak bu binanın yörenin antik dokusuyla hiç bir suretle örtüşmeyen plastik görünümlü mimarisi gerçekten görsel bir felaket...
Ama en azından, teleferikte giderken, Kestel baraj gölünün manzarası, sadece arkeoloji odaklı bir deneyim elde etmeyi bekleyen gezginler için çok güzel bir sürpriz oluyor.
Tepede ilk karşınıza çıkan, zamanın en değerli papirus el yazmalarını içeren kütüphanenin kalıntıları oluyor. Bugün maalesef kütüphaneden geriye kalan sadece duvarların çok kısmi bir bölümü.


Traianus Tapınağı ise halen görkemini koruyor. Roma İmparatoru Trajan'a ithafen yapılmış olan bir tapınakta bulunan birçok heykel de yine maalesef Berlin'e kaçırılmış olan eserler arasında yer alıyor.
Pergamon'un 10.000 kişi kapasiteli tiyatrosu ise, Batı Anadolu'nun en dik açılı antik tiyatrosu olma özelliğini taşıyor. Tiyatronun hemen altında ise, yine birçok önemli parçası Berlin'de yer alan Dionysos Tapınağı'nın kalıntıları bulunuyor.
Maalesef çoğu turist, tepenin üzerindeki bu kalıntıları gezdikten sonra Pergamon'dan ayrılıyor. Ne büyük hata!! Zira, esas tepenin yamaçlarındaki günlük yaşamın daha yaygın olarak devam ettiği alanları gezmeden Pergamon'u görmüş sayılmaz insan...

Yamaçta atletlerin spor müsabakaları için hazırlandığı Gymnasium, öğrencilerin okul binaları gibi kalıntılar yer alıyor. Ama bunların içinde en etkileyicisi, 2004 yılında ziyarete açılmış olan ve "Z Binası" olarak adlandırılan buluntu.

Burası, antik şehirde devlet konukevi görevini gördüğü düşünülen bir bina... yer mozaikleri mükemmel bir şekilde korunmuş, terası ve odalarının yapısı adeta hiç bozulmamış. Özel bir güvenlik görevlisinin koruduğu bu en etkileyici bölüme, tepedeki yoğun turist grubundan neredeyse hiç kimsenin gelmiyor oluşu muhtemelen hiçbir yerde bu binaya yönlendiren bir işaretin bulunmamasından kaynaklanıyor....

Pergamon'un bir parçası olan ancak bugün aradaki modern şehrin varlığıyla ayrı bir antik buluntu gibi görülen Asklepion ise, dönemin "hastane"si. Apollon'un sağlık ve hekimlik tanrısı olarak bilinen oğlu Asklepios'a adanmış olan bu mekana sütunlu bir yoldan giriliyor. Dönemin en önemli sağlık merkezi olan Asklepion'da şifalı su, çamur kürü, su sesi, psikoterapi gibi yöntemlerle hastalıkların tedavi edildiği biliniyor.
Bu "hastane"nin kendine özel bir de ayrı tiyatrosu bulunuyor. Her ne kadar günümüze kalanlar, insanın gözünde binlerce yıl önceki ortamı canlandırmasına yetecek kadar azametli değilse de, biz şanslıydık: bu geziyi birlikte yaptığımız tur liderimiz, Asklepion'da tedavi görmüş bir filozofun anılarının Fransızca çevirisinden bize seçme okumalar yaptığı için, adeta o günleri yaşamış gibi olduk...

Arkeoloji bölümünde kazılarda bulunmuş eserler gayet açıklayıcı bilgiler eşliğinde sergileniyor. Etnografi bölümünde ise daha ziyade Türk ve Osmanlı motifleri içeren giysiler, eşyalar, gelenek ve göreneklerin canlandırıldığı sahneler eşliğinde sergileniyor.

Müzenin bahçesinde ise mezar stelleri ve Osmanlı döneminden kalma mezar taşları yer alıyor.

Bu kadar turizm odaklı bir ilçe olmasına rağmen, maalesef Bergama'da güzel bir yemek yiyecek yer bulmak biraz zor. Büyük turist gruplarını ağırlamak üzere yapılmış, hangara benzeyen, Z Binası'ndaki mozaiklerin başarısız benzerleri ile dekore edilmiş Asklepion isimli restoran bizim zorunlu tercihimiz oldu. Açık büfeye benzer bir mantıkla çok da lezzetli olmayan yemeklerle idare etmek zorunda kaldık.
Turizmin ağırlıklı olduğu yerlerde görülen dükkanlar da yok Bergama'da. Sadece, ünlü Pergamon Kütüphanesi'ni yâd edercesine, papirüsten yapılma objeler satan birkaç dükkan var farklı olarak.
Bergama'da konaklamayı düşünürseniz, o zaman önerim Berksoy Otel olacak. Mimarisi 1960'ların izlerini taşıyan bu sevimli otelde mükemmel bir konfor aramak pek gerçekçi olmayacaktır. Ama nispeten rahat, temiz, makul fiyatlı bir konaklama için doğru tercih olabilir.
