20 Ağustos 2013

İZLANDA: VOLKANLARIN, BUZULLARIN, FYORDLARIN, ŞELALELERİN DİYARI



Doğaseverler… Maceraperestler… Gezginler… Fotoğraf meraklıları… Sizlere sesleniyorum: Ahir ömrünüzde İzlanda’yı mutlaka görmelisiniz... Bunu, İzlanda ile ilgili beklentileri hat safhada olan ve buna rağmen o topraklara ayak bastığında beklentilerinin kat be kat üzerinde deneyimler yaşamış biri olarak diyorum… 1963’te ortaya çıkmış Surtsey adasını, 1920’lerde oluşmuş ve her an yok olması beklenen bir gölü, sürekli buharlar tüten dağları, fokurdayan çamurları, daha yeni oluştuğu için rüzgarın henüz şekillendiremediği sipsivri dağları, buzulların altında halen kaynayan ve







2010’da patlayan Eyjafjallajökull gibi volkanları, 1000 yıl öncesinin volkanlarının püskürttüğü, katılaşmaya başlamış, üstü likenlerle kaplı ama üzerine basınca yumuşacık yorgan hissi veren zemini, Avrupa’nın en güçlü çavlanını bir arada başka nerede görebilirsiniz ki? Gerçekten de İzlanda’da olmak, bambaşka bir gezegende dolaşmak hissi veriyor insana… Temiz havanın yarattığı berraklık harika fotoğraflar çekmenizi sağlıyor sağlamasına ama hiçbir fotoğraf İzlanda’yı bu berraklığın arasından led ekran kalitesinde kendi gözlerinizle görmenin yerini tutamıyor… İzlandalıların çevre hassasiyeti sayesinde, bu güzel memleket aslında koruma altında ama tabiat ananın nasıl bir sürprizle bu adayı ne zaman ne şekle sokacağını hiçbirimiz bilmiyoruz… O yüzden en iyisi mi siz, gecikmeden neredeyse bakir bu toprakları ziyaret etmeye bakın…



Genel Bilgiler
İzlanda’yı seyahat için yakın zamana kadar sadece yaz mevsimi tercih edilirken, artık kış mevsiminde de turizm çok aktif. Sıcaklıklar yazın en fazla 17 derecelere ulaşıyor, kışın ise eksi 10’lara kadar düşebiliyor. Ama hangi mevsimde giderseniz gidin, yanınıza mutlaka polar, mont, bere, eldiven almayı unutmayın. Yazın güneş batışı 23:00’e kadar uzayabiliyor, kışın ise güneşin sadece 5 saat görüldüğü dönemler var.






Az sayıda da olsa, Türkiye’den İzlanda turları düzenleyen şirketler var. Ama dilerseniz, kendiniz de rahatlıkla bireysel seyahat planlayabilirsiniz: turizm İzlanda’da önemli bir sektör ve bu nedenle ülkedeki tüm düzenlemeler turistlerin yaşamını kolaylaştırıcı nitelikte. Neredeyse herkes İngilizce konuşabildiği için iletişim de bir sorun yaratmıyor.






İzlanda için Schengen vizesi gerekiyor. Türkiye’den direkt uçuş yok, ama her gün İskandinav ülkeleri bağlantılı Reykjavik uçuşu bulabilirsiniz.


Bir tura bağlı olmadan gidecekler için, önceden güzergah belirleyip, buna göre Internet’ten araç ve tur rezervasyonları yapılmasında fayda var. Kısa süreli helikopter turu, balina gözlem turu ve “monster truck”larla siyah çöl geçişini deneyimlemenizi özellikle tavsiye ederim. Balina gözlem turları deniz kıyısındaki her şehirde var, ama Husavik’te balina görme şansı % 98 olduğu için turistler, bu bölgeyi tercih ediyor. Özel bir koruma politikasına tabi olan midilliden biraz büyük boyuttaki İzlanda atları ile yapılan turlar da hayli revaçta.



İzlanda’da sadece 320.000 kişi yaşıyor. Okuma yazma oranı % 100 ve dünyanın kişi başına en çok sayıda kitap yayınlanan ülkesi olma özelliğini taşıyor. Ortalama yaşam süresi ise 79.7 yıl. Kısa bir süre önce yapılan DNA araştırmasında, ülkenin göç almamasının da etkisiyle, nüfusun kökenlerinin adaya ilk ayak basmış olan Vikinglere, İskoçlara ve İngilizlere dayandığı ortaya çıkmış.


İlginç bilgiler:

İzlanda’da aktif 30 volkanın hepsi kadın ismi taşıyor

Soyadı geleneği çok değişik: erkek çocuklar babanın ilk adının sonuna “son” eklemesiyle oluşmuş bir soyadı taşıyor, kız çocuklar ise, babanın ilk adının sonuna “dottir” eklemesiyle oluşmuş bir soyadı taşıyor. Kadın, evlenince kocasının soyadını almıyor, kendi soyadını devam ettiriyor. Yani anne-baba ve 1 kız çocukla 1 erkek çocuktan oluşan bir ailede herkesin ayrı bir soyadı oluyor!!!




Yeni yapılan bir araştırmaya göre, İzlanda halkının büyük bir kısmı elflerin, cinlerin ve perilerin gerçek olduğuna inanıyor ve halkın % 41’i ölümden sonraki dünyayla iletişim kurduğunu iddia ediyor!!!

İzlanda atını korumak için, yurtdışından ülkeye at girmesi yasak ve yarışmalar için yurtdışına giden İzlanda atlarının ise bir daha ülkeye geri dönmesi yasak.



NASA, 1960’ların sonunda Apollo 11 ekibinin uzay şartlarına alıştırma eğitimini İzlanda’da lav tarlalarında organize etmiş









Jules Vernes’in 1864’te yazdığı ünlü “Dünyanın Merkezi’ne Yolculuk” kitabı ülkenin batısındaki Snaefellsjökull buzulunun içinde geçiyor.

Kışın ağıllarda tutulan koyunlar, yazın otlamaları için serbest bırakılıyor. Yaz biterken, kulaklarındaki çiplerle GPRS sistemi üzerinden takip edilerek sahipleri tarafından geri toplanıyor.

Adının sonu “vik” ile biten her kasaba ve şehir bir fyord, adının sonu “foss” ile biten her mekan ise bir “şelale” içeriyor.

Kırsal alanda birçok bölgede üst üste yığılmış taşları göreceksiniz. Bunlar maalesef turistlerin yaptığı bir tür “dilek” taşları. İzlanda kültüründe hiç yeri yok. Hatta İzlandalılar bunları görünce çok rahatsız oluyor ve ellerinin tersiyle bu taş kulecikleri yıkıyorlar.

Nereler Gezilir, Görülür?

 
Reykjavik’e yaklaşık yarım saat uzaklıktaki “Blue Lagoon” (Mavi Lagün) en soğuk havada bile içinde yüzebileceğiniz sıcak su havuzlarıyla ve mavi ile beyazın birbirine karıştığı doğasıyla turistlerin bir numaralı destinasyonu. Kişi başı 65 Avro ödeyerek, bornoz, havlu ve bir içecekten oluşan paketi satın alıp, tüm gününüzü bu termal havuzda geçirebilirsiniz. Yalnız havuzdan çıkınca saçlarınızın sertleşmesini önlemek için mutlaka saç kremi kullanın. Tesis içindeki kafede ya da füzyon mutfağı ağırlıklı Lava isimli restoranda yemek de yiyebilirsiniz.



Reykvajik’in alameti farikası olan ve dünyanın bir azize adanmamış tek kilisesi olma özelliğini taşıyan Hallgrim kilisesine bir Pazar günü saat 10:00 sularında giderseniz, ülkenin özünü oluşturan bazalt kayalardan esinlenilmiş mimariyi görmenin yanı sıra harika bir org konseri dinleme şansını da yakalamış olursunuz. Asansörle kuleye çıkıp şehri kuşbakışı seyretmeyi de aman unutmayın.





Ülkenin 900’lü senelerde İskoç rahipler ve Vikinglerle başlayan tarihçesini görsel olarak öğrenmek için, Perlan (Pearl-İnci) isimli binanın içindeki Saga Müzesi’nde yarım saatlik bir gezi yeterli olacaktır. Aynı bina içinde güzel bir kafe, sadece akşam yemeği servisi yapan bir restoran ve hediyelik eşya mağazaları da mevcut.



Gayzer coğrafi oluşumuna adını veren kaynaçları ile ünlü Geysir mutlaka görülmesi gereken bir mekan. Her ne kadar 60 metre yukarıya sıcak hava püskürten ana gayzer artık günde 1-2 defadan fazla püskürtme yapmıyorsa da, yanındaki ikinci büyük gayzer halen 4 dakikada bir 20 metre yukarıya su püskürtmeye devam ediyor. Bu doğa harikasını seyretmek müthiş bir keyif. Ama dikkat: her hafta ortalama 7 turist gayzere çok yaklaşarak, 100 derecelerde bir ısısı olan bu suyla kendini yakıyor.

















Amerika ve Avrasya tektonik plakalarının birbirinden ayrıldığı (ve her sene 1,5 santimetre daha ayrılmaya devam ettiği) Thingvellir 2004’ten bu yana Unesco Dünya Mirası listesinde yer alıyor. 930 senesinden 1760’lara kadar ülkenin dönemsel toplanan meclisi ve mahkemesi Althingi’ye ev sahipliği yapan bu doğal merkez bugün hem tarihi anlamı hem de doğal güzellikleri ile turistlerin en sık geldiği yerlerden biri olma özelliğini taşıyor.







İzlanda tam bir çavlanlar diyarı: Avrupa’nın en güçlü şelalesi olan Dettifoss, buzullardan gelen kahverengi sularının muazzam ivmesiyle baş döndürücü ve hipnotize edici bir özellik taşıyor. Daha yeşil, daha berrak ve bu nedenle de daha “romantik” olan Altın Çavlan Gulfoss ve Tanrıların Çavlanı Godafoss da mutlaka ziyaret edilmesi gereken doğa harikaları arasında. Arkasına geçilebilen tek çavlan olan Seljalandsfoss da oldukça etkileyici. Şelalelere giderken yanınızda yağmurluk bulundurmayı unutmayın, o kadar yakına kadar gidebiliyorsunuz ki adeta şelale içine girip yıkanmış kadar oluyorsunuz.




Trekking meraklıları için 2300 yıl önce oluşmuş Myvatn Gölü ve hemen yakınındaki ve elflerin yuvası olduğuna inanılan Dimmuborgir’de doğa içinde keyifli yürüyüş imkanları mevcut.



Jökursarlon Buzul Gölü’nde hem karada hem de suda giden araçlar içinde kısa bir gezi, mavinin çok çeşitli tonlarını taşıyan buzul parçalarını görmek ve fotoğraflamak için mükemmel bir fırsat.



















Svitafelljokull buzulunun çok yakınına kadar gitmek hatta profesyoneller ya da ekipmanları ve rehberleri olan amatör dağcılar için buzullarda yürüyüş yapmak da mümkün. Tabii, buzula yaklaşırken burada buzul tırmanışı yaparken kaybolmuş dağcıların adına yazılmış plaketleri gördükçe insanın içi burkuluyor.



Skogar Folk Müzesi, 1970’lere kadar içinde yaşanmış olan çim evleri ile mutlaka ziyaret edilmesi gereken, ülkenin etnoğrafik olarak tanınmasına imkan tanıyan bir müze. Müze alanında ayrıca yine yakın zamana kadar kullanıma açık olan bir okul, bir kilise ile ziyaretçilere hizmet veren restoran ve müze mağazası da yer alıyor.








Namaskard kaynayan gri çamur havuzlarının bulunduğu, başka bir dünyada olduğunuzu hissettirten, topraktan, tepelerden, dağlardan buharların tüttüğü, kesif kükürt kokusuyla kaplı çok farklı bir mekan. Böylesine bir doğayı başka yerde bulmanız mümkün değil, gezi güzergahınızda mutlaka yer almalı.



Simsiyah kumları, eşi benzeri bulunmayan kaya yapıları ve azgın deniziyle dünyanın sayılı plajları arasında yer alan Vik ise, yine mutlaka görülmesi gereken bir sahil. Tabii ki bu plajda yüzmek hem suyun ısısı hem de kum ve dalganın oluşturduğu girdaplar nedeniyle imkansız ama doğanın bu ücra köşesinde, dalgaların ve kutup martılarının seslerini dinleyerek ruhunuzu bir daha kolay kolay fırsatını bulamayacağınız şekilde arındırabilirsiniz.


İzlanda'nın, ülkenin kuzeyinde yer almakla birlikte, Gulf Stream akıntısı sayesinde nispeten ılımlı bir iklimin yaşandığı ikinci en büyük kenti olan Akureyri'de ise, ziyaret edenleri şaşkınlığa sürükleyen, rengarenk bir botanik bahçesi yer alıyor. Yolunuz buraya düşerse, bu dünyaca ünlü botanik bahçesini görmemezlik etmeyin sakın. 


İzlanda'nın, ülkenin kuzeyinde yer almakla birlikte, Gulf Stream akıntısı sayesinde nispeten ılımlı bir iklimin yaşandığı ikinci en büyük kenti olan Akureyri'de ise, ziyaret edenleri şaşkınlığa sürükleyen, rengarenk bir botanik bahçesi yer alıyor. Yolunuz buraya düşerse, bu dünyaca ünlü botanik bahçesini görmemezlik etmeyin sakın.







Ne yenir, ne içilir?


Her ada ülkesinde olduğu gibi İzlanda’da da balık ürünleri oldukça yaygın. Özellikle morina balığı her menüde karşınıza çıkıyor. Pirinç, safran ve köri ile pişirilmiş soslu morina yemeği özellikle otellerin vazgeçilmez menüsü. Istakoz ve yengeç türleri de hayli yaygın. Bozuk köpek balığı eti, nadir bulunsa da, İzlanda mutfak kültürünün geleneksel bir öğesini oluşturuyor. Kurutulmuş balıklar ise, özellikle ısınmak için, alkollü bir içecek olan Brennivin ile birlikte atıştırmalık olarak günün her saatinde yenebiliyor.

Balina eti, her ne kadar çevrecilik etiği kapsamında tartışmalı bir konu ise de, İzlanda kültüründe önemli bir rol oynuyor. Deniz mahsulleri ağırlıklı restoranlarda tadımlık olarak sunuluyor.

Yine İzlanda kültürünün bir uzantısı olarak at eti ve kutup martısı (puffin) etinden yapılma yemekleri ve İzlandalıların atası Vikinglerden gelen ananelere uygun koyun kafası, koyun bağırsakları, koyun hayaları ile yapılan geleneksel yemekleri özel restoranlarda bulabilirsiniz.

Hayvancılık İzlanda’nın çok önemli bir başka sektörü ve tüm ovalar, vadiler, yamaçlar yaz boyu serbestçe otlayan koyunlarla dolu. Bu durum, İzlanda mutfağına da yansıyor: yemeklerin büyük bir kısmı, yanında patatesten yapılma farklı farklı garnitürler eşliğinde koyun ağırlıklı et yemeklerinden oluşuyor. Özellikle ekmek bana bana yenen gulaş kırsal kesimde büyük rağbet görüyor.

Tatlı bir tür yoğurt olan “skyr” İzlandalıların vazgeçilmezi. Kahvaltıdan akşam yemeğine her öğünde mutlaka “skyr” yeniyor. Marketlerde, kafelerde, hatta sokaktaki büfelerde bile çeşit çeşit “skyr” bulmak mümkün .


İzlanda’nın kahveleri de pek meşhur: ülkenin en ücra köşesindeki en salaş büfeden bile çok lezzetli kahveler satın alabilirsiniz. Kahvenin yanında bizim pişilere benzeyen, İzlanda “doughnut”ı denen “kleina” isimli çörekten de yemek adetten.





Alttaki jeotermik aktivitenin ısıttığı toprakta 24 saat boyunca pişirilerek yapılan hafif tatlı bir tadı olan özel ekmeği, “plokkfiskur” adı verilen balıklı bir ezmeyle aperatif olarak yemeklerden önce tatmak da bir başka gelenek.

Ülkenin temiz su kaynakları sayesinde, tüm musluk suları içilebiliyor.

Ne Satın Alınır?

Ülkenin para birimi İzlanda kronu. Ülkenin çok pahalı olduğu yönündeki görüşler, gözle görünen kalıcı bir etkisi olmasa da, 2008’deki ekonomik kriz sonrası değişmiş. İzlanda pahalılıkta İstanbul’dan hiç farklı değil.

Ülkenin yün ürünleri çok kaliteli. Her yerde yünden yapılmış bere, eldiven, çorap, kazak bulmak mümkün. Ülkenin 1926’da kurulmuş olan outdoor giyim markası North 66’nın ürünleri de hem fiyat hem de kalite açısından turistlerin ilgisini çekiyor.


Lav taşlarından yapılma kolye, bilezik ve küpeleri her turistik mağazada bulmak mümkün.

Nerede Kalınır?

Büyükşehirlerde her bütçeye göre otel bulunabiliyor. Reykjavik’teki Hotel Borg hem merkezi konumu, hem de art deco dönemi dekorasyonu ile bütçe imkanı olan turistlerin bir numaralı tercihi



Büyük şehirlerin dışında konaklama ile ilgili beklentileri yatak, duş ve sıcak yemeğe indirgemekte fayda var, “basit ve kullanışlı” ilkelerine dayanan bir konaklama anlayışı kırsal kesime hakim.

Kırsal kesimde, kışın yatılı lise olarak kullanılan, yazları ise turistler için otel olarak hizmet veren çok sayıda otel var. Ülkeyi bir baştan diğerine dolaşan turistlerin büyük bir kısmı bu otellerde konaklıyor.


İzlanda’danın belki de en otantik oteli ise, Kirkjubaejarklaustur bölgesindeki Islandia Hotel Nupar. Bir lav tarlası içinde, yakınında hiçbir bina olmayan ve konteynırlardan oluşmuş bu otel, içinde her türlü konforu dışarıda ise vahşi doğasıyla insanı büyüleyen bir deneyim imkanı sunuyor.




(Bu yazının Hürriyet Seyahat'te yayınlanan versiyonuna http://www.hurriyet.com.tr/seyahat/24544298.asp linkinden ulaşabilirsiniz)


3 yorum:

  1. Manzerası öyle güzel ki , gittiğinizde hiç geri dönmeme isteği uyandımı içinizde açıkçası merak ediyorum ??

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabii, hatta bugüne kadar en çok etkilendiğimiz coğrafya diyebilirim İzlanda için. Değil hiç dönmemek, temelli yerleşmek bile aklımızdan geçmişti.... Görmediyseniz, çok tavsiye edeceğim bir güzergah, harika anılar biriktirmiştik orada....

      Sil
  2. İnşallah diyorumm tüm kalbimle :))
    Bazen imkansız gibi görmemizi sağlayan tek şey kafamızın içerisinde oluşturduğumuz basit engellerdir.
    Açıkçası Britanya Adasını ve İzlanda , Norveç gibi kuzey ülkelerini görebilmeyi çok arzu ediyorum. Biz niyetine girersek elbet bir gün gidilir diye düşünüyorum...

    YanıtlaSil